Call of Duty Modern Warfare 2

InfinityWard bugünden tam iki sene önce “Modern Warfare” ile “Call of Duty” serisini tazelediği günden bu yana FPS oyununun hayranları büyük bir merakla bugünü bekliyordu: “Call of Duty: Modern Warfare 2” bugünden itibaren temin edilebiliyor. Peki, yılın en sıcak çatışma oyunu hakkında neler beklemelisiniz?
Neler yeni?
İlk bakışta Modern Warfare’den 2′ye geçişte pek fazla değişim olmamış gibi gözüküyor; fakat Infinity Ward detay bazında tam da gerekli yerlerde istikrarlı biçimde geliştirmeler yaptı. Hikaye tam olarak 1. bölümün bittiği yerden devam ediyor ve SAS askerleri “Soap” MacTavish’in yeni maceralarını gözler önüne seriyor. Yeni taşıtlar ve yeni donanım malzemeleri (mesela kurşun geçirmez zırh) gibi tek oyunculu moda has yeniliklerin yanında özellikle çok oyunculu modda iyileştirmeler yapıldı. Bu modda işbirliği yaparak savaşmak önceden de olduğu gibi mümkün değil; fakat “Special Ops” ismindeki yeni bir oyun modu çok oyunculu savaşlara “Coop” hissi vermeye yetiyor. Hem çevrimiçi hem de ekranı bölerek Modern Warfare 1 veya 2′den farklı bölümleri arkadaşınızla beraber oynayabiliyorsunuz.
Oyunu şu an Türkiye’de de satışa sunulmuş durumda; ARALGAME web sitesinden 76 TL + KDV karşılığında temin edilebiliyor.
Apple iphone oyunda da iddialı!
Apple oyunda da iddialı!
Apple’ın Başkan Yardımcısı Phil Schiller, oyun ve eğlence kategorisi altında 21 bin 178 içeriğin iPhone ve iPod Touch için indirilebilir durumda olduğunu söyledi. Schiller, bu rakamın el konsolları arasında en yüksek sayı olduğunu belirtti.
Schiller’in belirttiği istatistiklere göre, Nintendo DS’in 3 bin 78 ve PSP’nin 607 oyunu bulunuyor.
APP STORE’DAN UCUZ OYUN
San Francisco’da düzenlenen bir Apple organizasyonunda konuşan Schiller, Nintendo DS ve PSP’nin dokunmatik ekranlara sahip olmadığını ve bu el konsolları için “App Store” gibi önemli bir uygulamanın sunulmadığını belirtti. Ayrıca bu iki konsol için üretilen oyunların, iPhone ve iPod Touch oyunlarından en az 2 kat daha pahalı olduğunu söyledi.
Yine bir organizasyonda konuşan Apple’ın patronu Steve Jobs New York Times’a iPod Touch’ın zayıf bir başlangıç yapmış olmasına rağmen zamanla güçlü bir el oyun konsolu haline dönüştüğünü belirtti.
KULLANICILAR BELİRLEDİ
Jobs, “Aslında Touch’ın pazarlanmasında nasıl bir yol izlememiz gerektiğinden pek emin değildik. Telefon özelliği olmayan bir iPhone mu yoksa cep bilgisayarı mı? Ancak sonunda kullanıcılar bize ne yapmamız gerektiğini söylediler. Müşteriler Touch’ı bir oyun konsolu olarak görmeye başladılar” diye konuştu.
Jobs şöyle devam etti:
“Biz de Touch’ı o yönde pazarlamaya başladık. Böylece satışlarda yükseliş oldu. iPod Touch’ı şimdi App Store’a en ucuz erişim yolu olarak görüyoruz. Fiyatını 199 dolara indirdik. Yeni özellikler eklemek yerine ürünün fiyatında indirime giderek herkesin karşılayabileceği bir orana getirmek istiyoruz”
Ürünlerin pazar payları karşılaştırıldığında iPhone ve iPod Touch’ı 50 milyondan fazla insanın kullandığı görülüyor. Bunun yanında PSP ise 51 milyon kişi tarafından kullanılıyor. Nintendo DS el konsolu 100 milyon kullanıcının üzerinde. Fakat bu konsol 6 yıldır piyasada. iPhone ve iPod Touch’ın sadece 2 yıldır piyasada olduğunu unutmamak gerekiyor.
Diablo III

Çıkış tarihi: Belli değil
Platform: PC, MAC
Tür: RPG, Aksiyon
Yapımcı: Blizzard Entertainment
Yayıncı: Blizzard Entertainment
Aksiyon RPG tarzının en önemli oyunlarından biri olan Diablo nihayet PC’lerimiz için yola çıktı. Blizzard, daha önce oyunun yeterince kaliteli olmadığını düşünerek devamını çıkarmayı ertelemişti. Ancak şirket, henüz bilemediğimiz bir tarihte oyunu yeniden diriltmeye karar verdi. Worldwide Invitational fuarında konuklar, Diablo’nun oldukça yol katetmiş bir demosunu izleme fırsatı buldu. Aynı olay Starcraft 2 için de gerçekleşmişti. Bu durum artık Blizzard için geleneksel bir hale geldi. Fakat henüz Diablo 3’ün yayınlanma tarihi duyurulmadı. Kim bilir, belki de gelecek yıl başında bu klasikleşmiş oyunu hediye olarak alabiliriz
Fuarda oyunun sunumunu izleyenler, üçüncü devamın ikinci oyunun sistemine çok yakın olduğuna şahit oldular. Başlangıçta oynayacağımız karakteri seçiyoruz. Bu gerçekten önemli bir nokta çünkü hikaye boyunca bu karakter ile hareket ediyoruz. Demoda, sadece Barbarian ve Witch Doctor yer almasına rağmen kahramanımızı toplam 5 karakter arasından seçebiliyoruz.
Barbarian, Diablo meraklılarının bir çoğuna tanıdık gelen bir karakter. Aynı anda iki ağır silah kullanabiliyor ve oldukça yükseğe zıplayabiliyor.
Sunumda ayrıca eski karakterin “Whirlwind” yeteneği de sergilendi. Barbarian bu özellik ile kılıçlarını vücudunun etrafında döndürerek düşmanlarını yok edebiliyor. Aynı demoda bir kaç farklı saldırı tekniğini de izleme fırsatı bulduk. Frenzy tekniğiyle gittikçe hızlanan bir saldırı, Hammer of the Ancient taktiğiyle yukardan saldırı ve en etkili biçim olan Cleave Attack ile karakterimizin yakınında duran herkesin kafasının uçtuğu saldırı biçimlerini görebildik.
Witch Doctor yeni bir karakter olmasına rağmen, Necromancer, Druid ve Alchemist karakterlerinin bir karşımı olarak ortaya çıkıyor. Güçsüz bir yapıya sahip olan bu kahraman ile oldukça geniş bir büyü yeteneğine sahip oluyoruz. Özelliklerinden en önemlisi cehennemdekiler ile konuşabilmesi. Bir çok farklı canavarı geri çağırabiliyor. Ölen düşmanlarının ruhlarını kontrol edebiliyor. İskeletlerden duvar yapabiliyor ve bir hayalet çağırıp düşmanlarına korku salabiliyor.
Oyundaki en büyük yeniliklerden biri de her karakterin hem erkek hem de kadın cinsiyetlerinde seçilebilmesi. Bu demek oluyor ki, bir Barbar kadın, ya da Amazon karakteri olursa Amazon erkek ile oynayabiliriz. Diğer karakterler henüz gösterilmedi fakat büyük ihtimal ile onlar da eski kahramanların bir karışımı olacak.
Diablo III’de bazı eski karakterleri görme fırsatı da buluyoruz. Örneğin Deckard Cain’i yeniden görmek çok hoş. Aynı zamanda bazı bilinen mekanlara da gidebiliyoruz. Oyunda Tristram köyünün yine önemli bir rolü var. Bunların dışında bonus olarak her karakterin kendine has bir hikayesi yer alıyor. Böylelikle ana hikaye içinde ilerlerken bir çok farklı yan görev ile karşılaşıyoruz.
Diablo III’ün hikayesi fantastik Sanctuary dünyasında geçiyor. Oyun, Diablo II’nin devamı niteliğinde gelişiyor. 20 yıl önce Diablo’nun o koca ayağını ilk bastığı yere çarpan bir kuyruklu yıldızdan sonra Sanctuary ortaya çıkıyor. Burada bulunanar, yeraltından gelen kötü güçlerden onları kurtaran kahramanları çoktan unutmuş bir şekilde yaşıyor. Fakat cehennemden tekrar kötü güçler çıktığında cesur kahramanlara yeniden iş düşüyor.
Arayüzde bir takım değişiklikler olmasına rağmen Diablo fanatikleri yeni sisteme uyum sağlamakta çok zorlanmayacaklar. İşletim, eşya envanteri ve yetenek yönetimi en çok değişen kontroller.
Diablo II’de “skill” çok az kullanılıyordu. Oyuncu sadece bir kaç hoşuna giden yetenek ile oyunu bitirebiliyordu. Yeni versiyon ile Blizzard bunu değiştirmek istiyor. Tasarımcılar Diablo III ile daha geniş bir “skill” seçimi koymayı düşünüyor. Aynı zamanda kullanımı da kolaylaştırmak ve çeşitlendirmek istiyor. Örneğin farenin sol tuşu ile temel yeteneği, sağ tuşu ile iki tane yan yeteneği kullandırmayı amaçlıyor.
Oyunun tek kişilik modu klasik özelliklerin yanında kontrol noktası sistemini de sunuyor. Bu sayede daha önce geçilen mekanlara geri dönmek kolay bir hale geliyor. Tabii ki Dungeon’lar yine rastgele üretiliyor. İkinci oyunda olduğu gibi Diablo III’de 99 düzeyden oluşuyor.
Çok kişilik mod şimdilik en fazla 8 oyuncu için planlanıyor. Ancak bu rakam kesin değil ve daha fazlası olabilir. Diablo III‘ün “Loot” sistemi yenileniyor. Gruptaki her bir oyuncu için ayrı bir sistem geliştiriliyor. Aynı zamanda oyuncular, bilgisayarın onlar için ne seçtiğini bilemiyor. Yapımcılar bu durumun yarışma ortamını destekleyeceğini düşünüyor. Her oyuncu sadece kendi kazandıklarını görebiliyor. Böylece oyuncuların birbirlerini kıskanmaları engelleniyor
Karakterler yeteneklerini ve nesneleri kombine olarak kullanabiliyor. Bu durum kulağa çok ilginç geliyor. PvsP arenalar da tabii ki oyunda yer alıyor. Büyük uğraşlarla kazanılan yetenekler ve silahlar diğer oyuncuların sahip olduklarıyla karşılaştırılabiliyor.
Oyunun genel görünümünde de bir çok değişiklik bulunuyor. Örneğin Havok grafik motoru büyük farklılıklar getiriyor. “Pseudo” ile üç boyutlu grafikler bir çok değişikliğe sebep oluyor. Kameraların görüş açıları değişmiyor ancak çok daha güzel ve ayrıntılı grafikler ortaya çıkıyor. Ortamdaki her şey sunumda gösterilen demoya göre hasar görebiliyor. Örneğin, banklar kesilebiliyor, lambalar düşmanlara fırlatılabiliyor, perdeler aşağıya indirilebiliyor ve altlarına değerli eşyalar sakanabiliyor. Hatta kütüphaneler ve taş duvarlar bile yıkılabiliyor. Ancak yeni grafik motorunun sunduğu imkanları düşmanlar da kullanabiliyor. Örneğin düşmanlar, duvarlara ve tavanlara tırmanabiliyor..
Düşmanları yok etmek için onlarca farklı yol mevcut. Kafaları ve kolları kesmek artık klasik biçimler. Ancak çekiç ve asit ile yeni yok etme yolları da oyunda yer alıyor.
Oyunun animasyon stili karikatürüze edilmiş çizgi romanlara benziyor. Bazı bölümler Silverfall oyununu hatırlatıyor. Yeni stil gerçekten oldukça iyiye benziyor. Karanlık ortam olduğu gibi kalıyor ve üzerine bir çok yenilik ekleniyor.
Diablo efsanesini sabırsızlıkla bekleyen bir çok fanatiğin sesi sonunda yükseldi. Görünen o ki Blizzard o sese kulak vererek şahane bir yapımla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor.
Dark Void
Dark Void
Airtight Games tarafından geliştirilen Dark Void’un arkasında Crimson Skies takımının bir çok üyesi de bulunuyor. Oyun, hava savaşı ve üçüncü kişi aksiyon türünü ilginç bir şekilde harmanlıyor. Capcom tarafından yayınlanan bir demo ile projenin gidişatı hakkında bilgilenme şansımız oldu.
Dark Void, kargo pilotu Will’in Bermuda Şeytan Üçgeni üzerinde uçuşu sırasında akıma kapılarak yabancı bir boyuta geçmesiyle başlıyor. Kahramanımız Will burada Watchers olarak bilinen düşmanlarıyla karşılaşıyor.
WILL UÇMAYA DEVAM EDİYOR
İnsanları ve yaratıkları karşı karşıya getiren bir çok film ve oyunda görmeye alışkın olduğumuz enerji temelli silahların yanı sıra, Will’in uçmasını sağlayan jetpaketi düşmanlarını alt etmesine yardımcı oluyor. Dark Void, rüzgarın şiddetli estiği kanyonlar arasında geçiyor. Bu kanyonlar ilerledikçe yerini geniş vadilere bırakıyor. İşte bu geniş oluklar arasında it dalaşı diye tabir edilen hava savaşları yaşanıyor.
Will’in görevleri içinde en önemli olanı yakınlardaki hapisaneye sızarak tutsak alınmış diğer insanları kurtarmak. Ancak kahramanımızın ilk amacı dost askerleri indirmek için yaklaşan uçakları tehdit eden uçaksavar bataryalarını etkisiz hale getirmek. Bu yüzden bataryaların bulunduğu noktalara bir şekilde saldırmak gerekiyor.
UFO YAKALAMACA
Will, jetpack’ini her ne kadar üzerinde taşısa da uçaksavarlara karşı savunmasız ve silahsız kalıyor. Ancak yakınlarda bulunan bir UFO’yu kaçırarak bu engeli aşabiliyor. Uçan daireyi kaçırmak için kedi-fare kovalamacası türünde bir aksiyonun içine girmek gerekiyor. UFO’yu yakalayarak üzerine atlıyor. O anda ateş açan pilotu etkisiz hale getirmek için kontrol panelinden düşmanı koruyan kapağın açılmasını sağlıyor ve daha sonra kafasına bir tekme atarak zararsız hale getiriyor. Uçan daireyi kontrol altına aldığında uçaksavarları kolayca bombalayabiliyor.
ADIM ADIM HEDEFE
Will, oyunun yaya bölümüne yakınlardaki bir hangardan başlıyor. Düşmanları sürpriz ziyareti farkettiklerinde çatışma başlıyor ve yakınlardaki kasaların arkasında siper alıyor. İçeriye sızabilmek için dost askerlerin yardımına ihtiyacı oluyor. Başlangıçta şiddetli bir direnişle karşılaşmıyor. Ancak biraz ilerledikten sonra daha güçlü melez bir yaratıkla karşılaşıyor. Sibernetik bir silahı bulunan yaratık çok yaklaştığında saldırıya geçiyor. Bu düşmana karşı biraz dikkatli olmak gerektiği için vur-kaç taktiğiyle yaklaşıp yarı otomatik tüfeğiyle onu vurmaya çalışıyor. Bu sırada onun enerji temelli silahına da dikkat etmeye çalışıyor.
DERİNLERE YOLCULUK
Will, hapisanenin derinlerine doğru ilerledikçe tesisin çekirdek bölümüne ulaşıyor. Burası daha çok dikey doğrultuda ilerleyen bir bölüm. Bu yüzden yukarısını ve aşağısını karıştırmak mümkün. Şafttan yukarıya doğru ilerlerken her aşamada rastladığı yaratıkları yok ediyor. Ancak bu noktada zor olan düşmanları ile çatışmak değil, etrafı kapalı bir alanda jetpack’i kullanabilmek. Bu yüzden çabucak konunun uzmanı olmak ve jetpack’i çok dikkatli kullanmak gerekiyor. Her hangi bir yere çarpmak Will’in anında ölmesine neden oluyor. Şaftın sonuna ulaştığında üç kontrol panelini yok etmesi gerekiyor. Bunun için çekirdeğin merkezine bir kaç el bombası atıyor. Böylelikle oyunun yaklaşık 20 dakika süren demosu son buluyor.
GRAFİKLER VE MÜZİK
Dark Void oldukça canlı ve hareketli grafiklere sahip. Tabii bunda oyun içinde kullanılan Unreal grafik motorunun payı büyük. Oyunun geçtiği mekanlarda ortam çok etkileyici. Kanyonların kayalıkları keskin dokularla kaplanmış. Bulutların arasında yükselen öğleden sonrası güneşinin parlaklığı ve canlılığı harika. Bir hayli ayrıntılı ve geliştirilmiş Watcher tesisi çok iyi efektlerle süslenmiş. Grafiklerin yanında müzikler ve ses efektleri de çok kaliteli. Dark Void’un müzikleri ünlü TV dizisi Battlestar Galactica’nın müziklerini besteleyen Bear McCreary tarafından yapılmış.
Dark Void bu yılın sonunda PC, PlayStation 3 ve Xbox 360 platformları için piyasaya sürülecek.
Tomb Raider: Underworld
Tomb Raider: Underworld

Çıkış tarihi: 18 Kasım 2008
Platform: PC, PlayStation 3, Xbox 360, PlayStation 2
Tür: Aksiyon, Macera
Yapımcı: Crystal Dynamics
Yayıncı: Eidos Interactive
Türkiye distribütörü: Aral
Tomb Raider Underworld’te Lara Croft, kaybolan ailesini bulmak için mitolojik bir gizemi çözerken, bir çok farklı esrarengiz mekanda tehlikelerin üstesinden gelmeye çalışıyor. Lara, Mitolojik İskandinav tanrısı Thor’un çekicinin peşine düşüyor. Akdeniz’de denizin altındaki kanıtları bulduktan sonra, dünyanın farklı yerlerinde aile geçmişini de keşvedeceği bir maceranın içine giriyor.
Underworld, önceki oyun Legends’da meydana gelen olayların devamı niteliğini taşıyor. Bu yüzden oyun bize daha önceki olayların bir özetini veriyor. Böylelikle Lara’nın hikayesi ile ilk defa tanışanlar, karakterleri ve Lara’nın yaşadıklarını öğrenebiliyor. Buna rağmen Tomb Raider’ı ilk kez oynayacaklar bazı noktalarda zorlanabilir. Geçmişe dönüşler ve yeni karakterler kafaları karıştırabilir.
LARA, HER ZAMANKİNDEN DAHA AKROBATİK
Daha önce Tomb Raider serisinin Legend ve Anniversary versiyonlarını oynayanlar aşağı yukarı nelerle karşılaşacaklarını kestirebilir. Fakat şunu söylemek lazım, Lara her zamankinden daha akrobatik. Tehlikeli düzlüklerle, parçalanan platformlarla başa çıkmasını çok iyi biliyor. İki dik duvar arasında kaldığında, daha yükseğe zıplamak için düz duvara tırmanarak diğer tarafa sıçrayabiliyor. Oyun sırasında bu özelliği kullanmak kimi yerlerde oldukça işe yarıyor.
Underworld’te Lara, geçit olmayan yerlerde duvarlara tırmanarak karşıdan karşıya geçebiliyor. Tırmanma fikri akıllara “Acaba Lara örümcek kadın mı oldu?” sorusunu getirebilir. Fakat durum böyle değil. Duvarlarda şerit halinde uzanan kalın çıkıntılar bulunuyor. Binaların mimarisinden kaynaklanıyor gibi duruyor, fakat sevgili Lara’mız bu şeritler sayesinde geçişi olmayan yerlerde ilerleyebiliyor.
SERİYİ KURTARAN OYUN
Maalesef pilot kamera özellikle düşmanlar yakında iken zorluk yaşatıyor. Etraftaki gizemleri bulmaya çalışmak ve keşifler yapmak çok eğlenceli. Fakat bunu yaparken bir sonraki adımın ne olacağını kestirmek zor. Bölümlerde bir ipucu eksikliği var. Bu tür problemler, oldukça iyi grafikler ve keyifli bir aksiyon ile görmezden gelinebiliyor. İyi düşünülmüş bilmeceler ve Lara Croft’un akrobatik hareketleri oyunu ayrıca renklendiriyor. Önceki iki oyun gibi Underworld’te, en az hatayla serinin geçmiş oyunlarıyla lekelenmiş ismini temizliyor.
Oyun, Tomb Raider Legend ile aynı kontrollere sahip. Düzlüklere tırmanmak ve depar atmak gibi aksiyonlar sadece bir tuş ile yerine getirilebiliyor. Ancak yeni eklenen balıklama atlayış iki tuşa birden hızlıca basmayı gerektiriyor. İlerleyişte, keşiflerde ve aşamalarda denize balıklama girip girmemek pek bir şey farkettirmiyor. Fakat bu atlayış Lara’nın estetiğiyle çok keyifli oluyor.
YUMRUKLARIN YERİNE SİLAHINI KONUŞTUR
Oyunda bolca dövüşe ve çarpışmaya giriyoruz. Silahlı çatışmalar, aşamaları başarıyla tamamlamanın en iyi yolu. Bunun yanında yumruk yumruğa dövüşleri idare etmek biraz daha zor. Eğer yeteri kadar yakınlaşabilirsek tekme ve yumruklarımızı düşmana isabet ettirme şansımız var ancak onlar bundan pek etkilenmiş gibi görünmeyebiliyor. Kısaca Lara’nın düşmanlarıyla olan mücadelesinde ne olursa olsun silahsız kavgaya pek güvenmemek gerekiyor.
Lara’nın çift tabancaları hiç bir zaman susmuyor. Bu silahların cephaneleri limitsiz olduğu için düşmanlarımızı yere yıkana kadar ateş edebiliyoruz. Aynı zamanda saldırı tüfeklerine, el bombalarına, roket atarlara ve daha bir çok farklı silaha erişebiliyoruz. Fakat tabancalardan farklı olarak cephaneler tükenebiliyor. Silahların kullanımı sırasındaysa Lara, adrenalin salgılayarak daha iyi bir hedefleme yapabiliyor. Böylece düşmanlarımızı hayati noktalarından vurarark tek atışla öldürebiliyoruz. Oyunda bu süper gücün çok anlamlı bir açıklaması yok. Fakat önceki versiyon Legend’i oynayanlar böyle bir özelliği hatırlayacaklardır. Nasıl olursa olsun, Lara’nın düşmanlarını elemine ederek doldurduğu adrenalini, doğru zamanlarda kullanmak hayat ile ölüm arasındaki seçimi belirleyici nitelikte.
Silahların yanında, bir arkeolog olarak Lara’nın beraberinde keşiflere yardımcı bir çok araç-gereç de bulunuyor. Yeni bir özellik olarak oyun bize nerede, ne zaman, ne yapmamız gerektiğini sesli ve yazılı olarak söylüyor. Ayrıca bulunduğumuz aşamaları bir sonar harita yardımıyla görebiliyoruz. Fakat doğru patika veya yolları maalesef böylesine bir harita üzerinde saptamak imkansız. Yani yolumuzu yine kendimiz bulmalıyız.
RENKLİ MEKANLAR
Tomb Raider oyunlarının en eğlenceli yanlarından biri de ziyaret ettiğimiz bölümler ve mekanlardır. Underworld’te de bu durum geçerli. Su altı mağaraları, Tayland kıyıları gibi bir çok renkli mekanı görme fırsatı buluyoruz. Oyunda sadece altı aşama yer almasında rağmen her bir bölüm bizi yeni bir yere götürüyor. Her gittiğimiz yerin kendine ait bir tasarımı, görevleri ve karakterleri var.
Underworld’ün rahatsız edici yönlerinden biri, önceki oyun Legend’a olan benzerliği. Bilmecelerin bir çoğu da Legend’ta gördüklerimize benziyor. Ya kayaları bir yerlere yerleştirmek ya da kapıları açacak anahtarları bulmak ile ilgili. Aşamaların çok iyi tasarlanmış ve kurgulanmış olması bulmacaları çözmeyi daha eğlenceli hale getiriyor. Fakat benzer bilmecelerin tekrarlanması bazı noktalarda oyunu monotonlaştırıyor. Ayrıca bölümlerin her birinde hazineleri ve tarihi eserleri de topluyoruz. Bunların hepsini bulup toplamak isteyenler için daha uzun bir oyun süresi kaçınılmaz oluyor. Toplanan hazienelerin oyunun geneline pek etki etmediğini ve sadece bir ödül niteliği taşıdığını hatırlatmak gerekiyor.
UNDERWORLD, BEKLENTİLERİ KARŞILIYOR
Underworld bir çok yönden Legends’ın önünde görünüyor. Detaylandırılmış bir oynanış ve iyi kurgulanmış aksiyon oyunu daha da dolu bir hale getiriyor. Lara sudan çıktığında hala ıslak olduğunu ve koştuktan sonra vücuduna sıçrayan çamuru izlerini görmek mümkün. Ayrıca yara izleri de unutulmamış. Bölümlerin ve mekanların tasarımı da oldukça kaliteli. Tayland kıyıları gibi gerçek dünyadan uyarlanmış çizimler çok başarılı. Oyunun seslendirmeleri de Legends’daki aktör ve aktrisler tarafından gerçekleştiriliyor. Müzikler oyunun havasını çok iyi yansıtıyor. Aksiyonlar sırasında heyecanı daha gerçekçi yaşamamıza neden oluyor.
Tomb Raider Underworld’ün çok kişilikoyun modu yok. Tek kişilik oyun ise 6-7 saat gibi bir sürede tamamlanabiliyor. Underworld, önceki iki versiyondan yola çıkarak seriyi dirilten oyunlardan biri. Hatta çıtayı biraz daha yukarı taşımayı başarıyor. Cilası iyi atılmış bir dövüş mekaniği ve daha esnek bir hikaye sunuyor.